İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü Neden İş Kazalarını Düşüremiyor?
- Oktay Tan

- 16 Şub
- 2 dakikada okunur
ürkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları gerçekten kader mi?
Resmî istatistikler bize başka bir şey söylüyor. 1971 yılında 144 bin civarında olan iş kazası sayısı, 2024 yılı itibarıyla 773 bine yaklaşmış durumda. Ölümler ise yaklaşık üç kat artmış durumda. Aradan geçen yarım asırda teknoloji gelişti, mevzuat arttı, uzman sayısı çoğaldı. Peki o halde neden tablo iyileşmiyor?
Bu sorunun cevabı sandığımızdan daha yapısal olabilir.
1983 Öncesi: “İşçi” Merkezli Yaklaşım
1983 yılına kadar Çalışma Bakanlığı bünyesinde İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü vardı. Bu isim bile dönemin bakış açısını anlatıyor: Odak noktası “işçi”ydi.
Devlet kendini koruyucu bir aktör olarak konumlandırıyordu.İş güvenliği müfettişleri:
İşyerini kapatabiliyor,
Üretimi durdurabiliyor,
Riskli işi anında engelleyebiliyordu.
1978 yılında 1000’den fazla işyerine kapatma veya işi durdurma kararı uygulanmıştı. Sistem belge değil, müdahale temelliydi. Amaç “kaza olduktan sonra” değil, “kaza olmadan önce” devreye girmekti.
1983 Sonrası: “Risk Yönetimi” Ama Kağıt Üzerinde
1983’te yapılan kurumsal değişiklikle birlikte İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü kaldırıldı, yerine İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kuruldu.
Bu sadece isim değişikliği değildi.
Yeni model:
Yönetmelik çıkarıyor
Rehber yayımlıyor
Eğitim veriyor
İstatistik topluyor
Ancak doğrudan üretimi durdurma ya da sahada anlık müdahale etme yetkisi bulunmuyor.
Kurum “düzenleyici” konumda. Uygulayıcı değil.
Yani yangın çıkmadan önce hortumu açan değil, yangından sonra rapor yazan yapıya dönüşmüş durumda.
Sorun Mevzuat Eksikliği mi?
Hayır.
Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı oldukça kapsamlı. Uzman sayısı da az değil. Eğitim programları mevcut. OSGB sistemi var. Denetim mekanizması var.
Ama sahada karar anı başka bir yerde veriliyor:
Şantiyede teslim tarihi yaklaşırken,
Vinç kurulurken,
Kalıp sökülürken,
“Bir şey olmaz” denildiği anda.
O anda üretim baskısı, yönetmeliğin önüne geçiyor.
Üretim baskısını durdurmayan hiçbir sistem iş kazalarını kalıcı olarak azaltamaz.
Avrupa’da Neden Daha Etkili?
Avrupa’da iş sağlığı ve güvenliği yalnızca idari bir alan değil, aynı zamanda ekonomik bir mekanizma.
Kaza yapan işverenin sigorta primi artar.
Önlem alanın primi düşer.
Risk pahalıdır.
Güvenlik ekonomik avantaj sağlar.
Bazı ülkelerde İSG profesyonelleri doğrudan işverenden maaş almaz; bağımsız fon sisteminden ödeme alır. Böylece müşteri memnuniyeti değil, bağımsız denetim öncelik olur.
Türkiye’de ise sistem çoğu zaman “belge tamamlama” ekseninde ilerliyor.
İSG Neden Piyasalaştı?
6331 sayılı Kanun sonrası OSGB modeliyle iş sağlığı ve güvenliği hizmeti satın alınan bir hizmete dönüştü.
Bu durum bazı yerlerde şu sonucu doğurdu:
İSG bağımsız denetim değil,
Hizmet sağlayıcı-müşteri ilişkisine dönüştü.
İşverenin memnuniyeti, bazen güvenliğin önüne geçebiliyor.
Gerçek Çözüm Ne Olabilir?
Sadece daha fazla yönetmelik yazmak değil.
Daha fazla eğitim de değil.
Asıl mesele finansman ve yapısal bağımsızlık.
Önerilen modellerden biri, bağımsız bir İşyeri İş Sağlığı ve Güvenliği Fonu kurulması. Böyle bir yapı:
Önlem alanı ödüllendirir,
Risk alanı pahalılaştırır,
İSG profesyonelini işverene ekonomik olarak bağımlı olmaktan çıkarır.
Kısacası sistemin davranışı değiştirmesini sağlar.
Son Söz
İş sağlığı ve güvenliği Türkiye’de hiçbir zaman üretimin önüne geçemedi. Hep ertelendi. Hep maliyet olarak görüldü.
Oysa gerçek şu:
İş kazaları kader değildir.Meslek hastalıkları görünmez değildir.Sistem çalışmıyorsa sorun bireylerde değil, modeldedir.
İş kazaları, ancak üretim baskısının üzerinde konumlanan bir güvenlik anlayışıyla düşer.
Aksi halde sayılar artmaya devam eder, biz de her yıl aynı soruyu sormaya devam ederiz:
“Bu kazalar neden azalmıyor?”



Yorumlar