top of page

İnşaat İşçilerine Şantiyelerde Bilgi Verilmesine Rağmen, İş Sağliği Ve Güvenliği Kuralları Neden Uygulanamıyor?

  • Yazarın fotoğrafı: Oktay Tan
    Oktay Tan
  • 19 Oca
  • 3 dakikada okunur

İnşaat sektörü, doğası gereği yüksek risk içeren bir çalışma alanıdır. Buna rağmen iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanında yürürlükte olan mevzuat, hazırlanan risk değerlendirmeleri, verilen eğitimler ve yazılı talimatlar, sahada beklenen etkiyi çoğu zaman yaratamamaktadır. İnşaat şantiyelerinde iş kazalarının devam ediyor olması, sorunun yalnızca teknik önlemlerle ya da bilgi eksikliğiyle açıklanamayacağını açıkça göstermektedir.

İş sağlığı ve güvenliği risklerine ilişkin bilgiler, çalışanlara teorik olarak aktarılmasına rağmen, bu bilgilerin davranışa ve günlük çalışma pratiklerine dönüşememesi temel bir problem alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla sorun, “bilinmemesi” değil; bilinenlerin uygulanmasını engelleyen yapısal, yönetsel ve kültürel faktörlerdir. Başka bir ifadeyle, iş sağlığı ve güvenliği sorunu teknik değil, sistemsel bir sorundur.

Bilgilendirme ile Anlama Arasındaki Kopukluk

İnşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği talimatları çoğunlukla hukuki, teknik ve soyut bir dil kullanılarak hazırlanmakta; sahadaki çalışanların öğrenme biçimleri ve eğitim düzeyleri dikkate alınmamaktadır. Oysa inşaat sektörü, büyük ölçüde deneyim, uygulama ve görsel algı üzerinden ilerleyen bir iş koludur.

Bu durum, verilen eğitimlerin ve yazılı talimatların çalışanlar tarafından şeklen yerine getirilen bir zorunluluk olarak algılanmasına yol açmaktadır. Talimatlar imzalanmakta, eğitimlere katılım sağlanmakta; ancak bu süreçler çoğu zaman içselleştirilmemektedir. Sonuç olarak iş sağlığı ve güvenliği, bir “değer” olmaktan ziyade, yasal yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla yapılan bir formaliteye dönüşmektedir.

Bilginin aktarılması, bilginin anlaşılması ve bilginin davranışa dönüşmesi birbirinden farklı süreçlerdir. İnşaat şantiyelerinde bu üç aşama arasında ciddi bir kopukluk bulunmaktadır.

Üretim Baskısının Güvenlik Üzerindeki Belirleyici Etkisi

İnşaat sektöründe üretim süreçleri; termin baskısı, maliyet kısıtları, ceza bazlı sözleşmeler ve taşeronluk sistemi gibi faktörler altında yürütülmektedir. Bu koşullar altında temel performans göstergeleri; metraj, süre ve maliyet olmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği ise çoğu zaman üretimi yavaşlatan bir unsur olarak algılanmaktadır.

Bu yaklaşım, sahada açık bir çelişki yaratmaktadır. Kâğıt üzerinde risk analizleri yapılmakta, eğitimler verilmekte ve talimatlar hazırlanmakta; ancak fiili uygulamada üretim baskısı, güvenlik önlemlerinin önüne geçmektedir. Böyle bir ortamda çalışanlar, bildikleri güvenli çalışma yöntemlerini uygulamak yerine, işi daha hızlı tamamlamaya yönlendirilmektedir.

Sonuç olarak, iş sağlığı ve güvenliği bilgisi sahada geçerliliğini yitirmekte ve ikincil bir öncelik hâline gelmektedir.

İSG Dokümanlarının Sahadan Kopukluğu

İş sağlığı ve güvenliği dokümanlarının önemli bir bölümü, sahadaki çalışanların günlük pratiklerinden kopuk şekilde hazırlanmıştır. Uzun metinler, küçük puntoyla yazılmış belgeler ve mevzuat ağırlıklı içerikler, şantiye ortamında okunabilir ve uygulanabilir olmaktan uzaktır.

İnşaat şantiyelerinde etkin olan dil; kısa, net, görsel destekli ve doğrudan uygulamaya yönelik bir dildir. Bu dil ile İSG dokümanlarının dili arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Bu uyumsuzluk giderilmediği sürece, iş sağlığı ve güvenliği bilgisi sahaya inememekte ve davranış değişikliği yaratamamaktadır.

Bu durum, çalışanların kuralları bilinçli olarak ihlal ettiği anlamına gelmemektedir. Aksine, kuralların çalışanların eylemlerine tercüme edilememesi söz konusudur.

Yetki ve Sorumluluk Arasındaki Yapısal Çelişki

İş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de önemli sorumluluklar taşımalarına rağmen, sınırlı yetkilere sahiptir. Mevzuat çerçevesinde bu kişiler, riskleri belirlemek ve öneriler sunmakla yükümlüdür; ancak alınacak önlemler üzerinde doğrudan karar alma, bütçe kullanma ya da iş durdurma yetkileri bulunmamaktadır.

Bu yapı, iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerini sahada etkisiz bir konuma itmektedir. Öneriler, çoğu zaman bağlayıcı olmayan tavsiyeler olarak algılanmakta; üretim baskısı karşısında geri planda kalmaktadır. Bu durum, bireysel bir eksiklikten ziyade bilinçli olarak oluşturulmuş yapısal bir tercihin sonucudur.

İş Sağlığı ve Güvenliğinin Maliyet Unsuru Olarak Görülmesi

İşverenlerin önemli bir bölümü, iş sağlığı ve güvenliğini hâlâ bir verimlilik ve sürdürülebilirlik unsuru olarak değil, zorunlu bir maliyet kalemi olarak değerlendirmektedir. Kısa vadeli ekonomik bakış açısı, iş sağlığı ve güvenliğine yapılan yatırımların geri dönüşünü görünmez kılmaktadır.

Denetimlerin düzensiz ve yaptırımların çoğu zaman caydırıcı olmaması, bu algıyı daha da güçlendirmektedir. Bu koşullar altında iş sağlığı ve güvenliği, gerçek üretim sürecinin dışında konumlandırılan bürokratik bir yük hâline gelmektedir.

Denetim Sisteminin Evrak Odaklı Yapısı

Mevcut denetim pratiğinde, şantiyelerdeki gerçek risklerden ziyade belgelerin varlığı ön plana çıkmaktadır. Risk değerlendirmeleri, eğitim katılım formları ve talimatlar denetimlerin temel odağını oluşturmakta; sahadaki fiili uygulamalar ikincil planda kalmaktadır.

Bu yaklaşım, iş sağlığı ve güvenliğini önleyici bir sistem olmaktan çıkararak, kaza sonrası sorumluluk savunmasına dönüşen bir yapıya sürüklemektedir. Sonuçta “belge var ama güvenlik yok” şeklinde özetlenebilecek bir tablo ortaya çıkmaktadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürünün Zayıflığı

İş sağlığı ve güvenliği kültürü, yalnızca yazılı kurallar ve yaptırımlarla oluşturulamaz. Kültür; yönetimin tutumu, rol modeller, günlük davranışlar ve adil bir çalışma ortamı ile şekillenir. Şantiyelerde bu unsurların yeterince yerleşmemiş olması, güvenlik kültürünün zayıf kalmasına neden olmaktadır.

Çalışanların güvenli olmayan durumları bildirmekten çekinmesi, iş güvencesi kaygısı ve dışlanma korkusu gibi faktörler, risklerin görünmez kalmasına yol açmaktadır. Bu da kazaların önlenmesini zorlaştırmaktadır.

Sonuç

İnşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği sorunu; bilgi eksikliğinden, çalışanların ihmalkârlığından ya da teknik yetersizliklerden kaynaklanmamaktadır. Sorun, yönetim anlayışı, ekonomik baskılar, yetki–sorumluluk dengesizliği ve denetim sisteminin yapısından beslenen sistemsel bir sorundur.

Bu nedenle çözüm, yalnızca daha fazla eğitim vermek değildir. Asıl ihtiyaç; iş sağlığı ve güvenliğini üretim hedefleriyle çatışmayan bir yapıya oturtmak, yetki ve sorumluluk dengesini yeniden kurmak ve İSG’yi kâğıt üzerinde kalan bir yükümlülük olmaktan çıkararak şantiyenin günlük işleyişinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmektir.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page