top of page

İnşaat İşleri̇nde İşe Bağli Anksi̇yete Bozukluğu İş Kazalarina Zemi̇n Hazirlar Mi?

  • Oktay Tan ve Dr. Vedat Albayrak
  • 23 Eki 2025
  • 5 dakikada okunur

İnşaat işleri, uzun çalışma saatleri ve zorlu hava koşullarına maruz kalma gibi fiziksel olarak zor bir iştir. Ne yazık ki, bu faktörler inşaat sektöründe yüksek oranda ruh sağlığı sorunlarına ve intiharlara yol açmaktadır. Ancak, ruh sağlığı sorunları genellikle gözardı edildiğinden işin fiziksel yönlerinin gölgesi altında kalmaktadır. Oysa, bunun ihmalinin  bedeli ağır ödenmektedir. Anksiyeteli, huzursuz, evhamlı, sıkıntılı ya da depresif çalışanlar hem kendi güvenliklerini tehlikeye atar hem de iş kazalarına neden olabilir. 


ÖZET:  

Günümüzde inşaat şantiyelerinde çalışan işçilerin ruh sağlığı, giderek artan bir endişe kaynağı haline gelmiştir. İSG Profesyonelleri (İşyeri Hekimleri, İş Güvenliği Uzmanları) geleneksel olarak fiziksel güvenliğe odaklanmaktadırlar.  Ancak artık ruh sağlığı da en az fiziksel güvenlik kadar kritik bir unsur olarak değerlendirilmelidir. Zira depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi yaygın ruhsal hastalıklar, şantiyelerde ciddi birer risk faktörü haline gelmiştir. Her ne kadar bu hastalıklar fiziksel tehlikeler kadar görünür olmasa ve soyut kavramlar olarak algılansa da, etkileri son derece somut ve hayatidir; bu nedenle göz ardı edilmemelidir.

Bu yazıda, inşaat sektöründe yüksekte çalışanların karşılaştığı zihinsel bozukluklar ele alınmakta; anksiyete kavramı tanımlanmakta, riskleri incelenmekte ve inşaat iş yerlerinde anksiyete yönetimine yönelik stratejiler ve çözüm önerileri sunulmaktadır.

GİRİŞ: 

İnşaat işlerindeki en büyük tehlikelerin neler olduğunu çalışan işçilere sorduğumuzda, neredeyse her seferinde “düşme, elektrik çarpması, sıkışma ve çarpma” cevaplarını alırız. Oysa, her yıl intihar nedeniyle ölen inşaat işçilerinin sayısı, iş yerinde meydana gelen diğer tüm ölümlerden fazladır. İnşaat sektörü, uzun çalışma saatleri, zorlu hava koşulları ve yüksekte çalışma gibi fiziksel zorluklarla karakterizedir. Ancak bu fiziksel zorluklar, işin ruhsal boyutunun gölgede kalmasına neden olmaktadır. Oysa ihmal edilen ruhsal sağlık, çoğu zaman iş kazalarıyla ağır bedellere yol açmaktadır. Anksiyeteli, huzursuz, evhamlı, sıkıntılı ya da depresif çalışanlar hem kendi güvenliklerini tehlikeye atmakta hem de iş kazalarına neden olmaktadırlar. Araştırmalar, anksiyete bozukluğu olan işçilerin odaklanma sorunları ve dikkat dağınıklığı yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre iş sağlığı; çalışanların bedensel, ruhsal ve sosyal yönden en yüksek düzeyde iyilik halini sürdürmeyi hedeflemelidir. Bugün dünya genelinde yaklaşık 220 milyon kişinin çalıştığı inşaat sektöründe bu hedefin gerçekleştirilmesi, her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim Birleşik Krallık’ta 2024 yılı verilerine göre inşaat işçilerinin yarısından fazlası ruh sağlığı sorunları yaşamaktadır. Kore’de her beş işçiden ikisi sürekli anksiyete bozukluğu yaşarken, Çin, Hindistan ve Güney Afrika’daki veriler de benzer sorunlara işaret etmektedir. Dünya çapında inşaat işçileri arasında yapılan bir çalışmada; %7-11 oranında travma sonrası stres bozukluğu, %10-38 oranında depresyon, %19-42 oranında anksiyete ve %21-60 arasında orta-şiddetli psikolojik sıkıntı saptanmıştır. Ayrıca East Kent NHS (2002), intihar eden erkeklerin %16’sının inşaat işçisi olduğunu; Broughton & Pearson (2003) ise her iki günde bir inşaat işçisinin intihar ettiğini bildirmektedir.

İnşaat işleri yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da son derece yıpratıcıdır. Uzun çalışma süreleri, aileden uzak yaşam, teslim tarihleri baskısı gibi etkenler, işçilerin ruh sağlığı üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Yüksekte çalışmak, doğal içgüdülerimize ters olduğundan ciddi psikolojik stres yaratmakta; bu durumun psikolojik etkileri ise fiziksel güvenlik kadar önemsenmemektedir. Akrofobi (yükseklik korkusu) gibi duygular ise çoğu zaman dile getirilememekte ve gizli risk faktörlerine dönüşmektedir.

Pek çok inşaat işçisi, yoğun iş yükü ve maddi güvencesizlik gibi zorluklarla baş etmeye çalışırken aynı zamanda teknolojik yeniliklerin getirdiği yeni taleplerle de karşı karşıya kalmaktadır. Tüm bu unsurlar psikolojik baskıyı artırmakta ve ruhsal hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda İSG Profesyonellerinin, yalnızca fiziksel güvenliği değil; çalışanların ruh sağlığını da sistemli biçimde gözetmesi gerekmektedir. Çünkü ruhsal sorunlar, fiziksel tehlikeler kadar gözlemlenmesi kolay olmasa da etkileri daha az değildir.

Ruh sağlığı bozuklukları, iş kazası sonucu oluşan yaralanma riskini artırmaktadır. Şizofreni, paranoya gibi psikozlar işe giriş muayenelerinde elense bile, depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları ile madde bağımlılığı gibi psikoz dışı hastalıklar, çalışan davranışlarını doğrudan etkileyerek iş güvenliğini tehdit edebilir. 

Bu yazının odak noktası ise özellikle anksiyete bozukluklarıdır. Anksiyete, bireyin gelecekteki olası tehdit veya tehlikeler karşısında hissettiği yoğun kaygı ve huzursuzluk duygusudur. Anksiyete bozukluğu ise bu kaygı düzeyinin kişinin işlevselliğini ve yaşam kalitesini etkileyecek ölçüde yoğun ve sürekli hale gelmesidir [4]. İnşaat işçileri özelinde bu durum, yüksekte çalışmanın getirdiği doğal korkular, iş güvenliği kaygısı, zaman baskısı, fiziksel yorgunluk, iş güvencesizliği ve ekonomik kaygılar gibi etmenlerle birleşerek daha da ağırlaşmaktadır.

İnşaat sektöründeki anksiyete bozuklukları genellikle tanı konulamadan ortada kalmaktadır. Bunun başlıca nedeni, işçilerin bu sorunları ifade etmekte zorlanması ya da dile getirmekten çekinmesidir. Çünkü, inşaat işçilerinin çoğu duygularını asla ifade etmez veya yardım istemez. Ayrıca, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin sınırlı olması, bu tür problemleri daha da görünmez hale getirmektedir. Bazı inşaat işçileri, anksiyeteyi işlerinin doğal bir parçası olarak görmekte ve çözüm arayışına girmemektedir. Bu da sorunun kronikleşmesine ve iş kazalarına zemin hazırlamasına yol açmaktadır.

Yüksekte çalışmak neden kaygıyı artırır? Yüksekte çalışmak, doğası gereği insan psikolojisi üzerinde baskı yaratan bir faaliyettir. İnsan fizyolojisi ve evrimsel geçmişi değerlendirildiğinde, yükseklik, hayati risk taşıyan bir unsur olarak algılanır. Bu nedenle yüksek yerlerde bulunmak, bireyde içgüdüsel bir savunma tepkisi ve stres yaratır. İnşaat sektöründe yüksekte çalışmak zorunda olan bireylerde bu içgüdüsel tepki, zamanla kronik bir kaygı durumuna dönüşebilir.

Yüksekten düşme korkusu, sadece fiziksel bir tehdit olarak değil, aynı zamanda psikolojik bir stres kaynağı olarak da değerlendirilmelidir. Bu korku, kişinin dikkatini dağıtarak iş güvenliğini tehlikeye atabilir. Ayrıca, yüksek yerlerde çalışan bireylerde gözlemlenen baş dönmesi, denge kaybı, el titremesi gibi fizyolojik belirtiler, genellikle psikolojik kaynaklıdır ve bu belirtiler iş kazası riskini artırır. Yüksekte çalışan bir işçinin anksiyete düzeyinin yüksek olması, hem kendi sağlığını hem de ekip arkadaşlarının güvenliğini riske atabilir.

Bu bağlamda, yüksekte çalışmanın doğrudan kaygıyı artıran bir faktör olduğu ve bu kaygının iş güvenliği açısından kritik sonuçlar doğurabileceği açıkça görülmektedir. Bu nedenle, yüksekte çalışma koşullarında görev alan işçilerin psikolojik açıdan da desteklenmesi, iş kazalarının önlenmesi adına önemli bir strateji olarak değerlendirilmelidir.

Yüksekte çalışmanın yönetimi ve müdahale stratejileri inşaat sektöründe yüksekte çalışmanın yol açtığı anksiyeteyi yönetebilmek için çok boyutlu müdahale stratejileri geliştirilmelidir. Bu stratejiler hem bireysel hem de kurumsal düzeyde uygulanmalı ve psikolojik destek ile iş güvenliği uygulamaları entegre edilmelidir.

Öncelikle, işçilerin anksiyete düzeyleri düzenli olarak değerlendirilmelidir. Bu amaçla psikolojik tarama anketleri ve birebir görüşmeler kullanılabilir. Ayrıca yüksekte çalışacak işçilere görev öncesinde uygun eğitimler verilmesi, hem bilgi düzeylerini artırmakta hem de kaygılarını azaltmaktadır. Eğitimlerin yalnızca teknik içerikle sınırlı kalmaması; stresle başa çıkma, gevşeme teknikleri ve kriz yönetimi gibi konuları da kapsaması önemlidir.

Kurumsal düzeyde ise, yöneticilerin ruh sağlığına duyarlılığı artırılmalı ve işçilerin ruhsal sorunlarını dile getirmelerine olanak tanıyan güvenli bir ortam oluşturulmalıdır. Şirketler, düzenli aralıklarla ruh sağlığı farkındalık kampanyaları düzenlemeli ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmalıdır. Ayrıca yüksekte çalışmanın zorunlu olduğu işlerde rotasyon sistemleri uygulanarak çalışanların sürekli aynı yüksek riskli görevlerde çalışmasının önüne geçilmelidir.

Bu stratejilerin başarıya ulaşabilmesi için, işyeri hekimlerinin ve iş güvenliği uzmanlarının multidisipliner bir yaklaşımla çalışması gerekmektedir. Ruh sağlığı uzmanlarının sürece entegre edilmesi, iş güvenliği anlayışının daha bütüncül bir yapıya kavuşmasını sağlayacaktır. Böylece hem iş kazalarının önlenmesi hem de çalışanların genel iyilik halinin desteklenmesi mümkün olacaktır.

SONUÇ:

İnşaat işçilerinde işe bağlı anksiyete bozukluğu, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, iş sağlığı ve güvenliği sisteminin bir parçası olarak ele alınması gereken önemli bir konudur. 

Bu itibarla, inşaat işçileri arasında işe bağlı anksiyete bozukluğu, iş kazalarının görünmeyen ama iş kazalarına zemin hazırlama nedeni olarak kabullenilmelidir. Bu tür psikolojik faktörlerin göz ardı edilmesi, sadece inşaat işçisinin sağlığını değil, iş güvenliğini de tehdit eder. Bu nedenle, hem işverenler hem de İSG Profesyonelleri, iş güvenliği politikalarına psikolojik sağlığı da entegre etmelidir.

Bu yazımızın inşaat şirketlerinin çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik politikalar oluşturmalarına ve bu sektördeki ruh sağlığı hakkında bilgi edinmelerine yardımcı olabileceğini umuyoruz. Çünkü bu sayede, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin risk önleme alanında çalışan araştırmacılar ve İSG Profesyonelleri, bu psikososyal faktörleri belirleyebilir ve bu tür risk faktörlerinin olası oluşumunu en aza indirmek için stratejiler ve öneriler geliştirebilirler. Psikososyal risklerin erken tespiti ve önleyici yaklaşımların uygulanması, hem işçinin yaşam kalitesini artırır hem de iş kazalarını azaltarak işletmenin sürdürülebilirliğine katkı sağlayacağına inanıyoruz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page